Salı, Şubat 27, 2024
DİLBİLGİSİ KONULARI

SIMPLE PAST TENSE KONU ANLATIMI

Simple Past Tense, geçmişte tamamlanmış eylemleri ifade etmek için kullanılan bir İngilizce zaman formudur. Bu zaman formu, belirli bir zamanda geçmişte gerçekleşen, tamamlanmış eylemleri, olayları veya durumları ifade eder. Simple Past Tense kullanırken genellikle eylemin tamamlandığı belirli bir zaman zarfı veya başlangıç ​​ve bitiş noktaları belirtilir.

Simple Past Tense’in Oluşturulması:

Olumlu Cümleler:

  • Özne + geçmiş zaman’da fiil (eylemin ikinci hali) + di/dı/dü/dt eki

Örnekler:

  • I visited Paris last summer.
  • She studied for the exam all night.
  • We watched a movie yesterday.

Olumsuz Cümleler:

  • Özne + did not (didn’t) + eylemin ilk hali

Örnekler:

  • I didn’t go to the party.
  • She didn’t finish her homework on time.
  • They didn’t like the food.

Soru Cümleleri:

  • Did + özne + eylemin ilk hali?

Örnekler:

  • Did you travel abroad last year?
  • Did she call you yesterday?
  • Did they enjoy the concert?

Simple Past Tense Kullanımı:

  1. Belirli bir zamanda tamamlanmış eylemler:
    • I finished my work an hour ago.
    • They visited London in 2019.
  2. Belirli bir geçmiş dönemde tekrarlanan eylemler:
    • We always played football together when we were kids.
    • He went to the beach every summer.
  3. Birbirini takip eden sıralı olaylar:
    • First, she woke up. Then, she had breakfast.
    • I got up, got dressed, and went to work.
  4. Geçmişte alışkanlıklar:
    • She always read a book before bedtime.
    • He never ate vegetables as a child.
  5. Bir olayın başlangıcı veya bitişi:
    • The movie started at 7 PM.
    • The concert finished late last night.
  6. Geçmişteki bir gerçek veya durum:
    • My grandparents lived in the same house for 50 years.
    • The Titanic sank in 1912.

Simple Past Tense ile İlgili İpucu:

  • Bazı düzensiz fiillerin geçmiş zaman halleri düzensizdir ve ezberlenmelidir. Örneğin: go-went, eat-ate, come-came, see-saw gibi.

Simple Past Tense’i anlamak ve kullanmak, İngilizce dilbilgisinin temel bir parçasıdır. Uygulama yaparak ve örnek cümleleri inceleyerek bu zaman formunu daha iyi öğrenebilirsiniz.

İNGİLİZCE DÜZENSİZ FİİLLERİN LİSTESİ

  1. arise: arise – arose – arisen (Türkçe: meydana gelmek)
  2. awake: awake – awoke – awoken (Türkçe: uyanmak)
  3. be (am, is, are): be – was/were – been (Türkçe: olmak)
  4. bear: bear – bore – borne/born (Türkçe: taşımak, doğurmak)
  5. beat: beat – beat – beaten (Türkçe: dövmek)
  6. become: become – became – become (Türkçe: olmak, haline gelmek)
  7. begin: begin – began – begun (Türkçe: başlamak)
  8. bend: bend – bent – bent (Türkçe: eğmek)
  9. bet: bet – bet – bet (Türkçe: bahse girmek)
  10. bid: bid – bid – bid (Türkçe: teklif vermek)
  11. bind: bind – bound – bound (Türkçe: bağlamak)
  12. bite: bite – bit – bitten (Türkçe: ısırmak)
  13. bleed: bleed – bled – bled (Türkçe: kanamak)
  14. blow: blow – blew – blown (Türkçe: üflemek)
  15. break: break – broke – broken (Türkçe: kırmak)
  16. bring: bring – brought – brought (Türkçe: getirmek)
  17. build: build – built – built (Türkçe: inşa etmek)
  18. burn: burn – burnt/burned – burnt/burned (Türkçe: yanmak, yakmak)
  19. burst: burst – burst – burst (Türkçe: patlamak)
  20. buy: buy – bought – bought (Türkçe: satın almak)
  21. catch: catch – caught – caught (Türkçe: yakalamak)
  22. choose: choose – chose – chosen (Türkçe: seçmek)
  23. come: come – came – come (Türkçe: gelmek)
  24. cost: cost – cost – cost (Türkçe: mâl olmak)
  25. creep: creep – crept – crept (Türkçe: sürünmek)
  26. cut: cut – cut – cut (Türkçe: kesmek)
  27. deal: deal – dealt – dealt (Türkçe: anlaşma yapmak)
  28. dig: dig – dug – dug (Türkçe: kazmak)
  29. do: do – did – done (Türkçe: yapmak)
  30. draw: draw – drew – drawn (Türkçe: çizmek)
  31. dream: dream – dreamt/dreamed – dreamt/dreamed (Türkçe: rüya görmek)
  32. drink: drink – drank – drunk (Türkçe: içmek)
  33. drive: drive – drove – driven (Türkçe: sürmek – araba)
  34. eat: eat – ate – eaten (Türkçe: yemek)
  35. fall: fall – fell – fallen (Türkçe: düşmek)
  36. feed: feed – fed – fed (Türkçe: beslemek)
  37. feel: feel – felt – felt (Türkçe: hissetmek)
  38. fight: fight – fought – fought (Türkçe: dövüşmek)
  39. find: find – found – found (Türkçe: bulmak)
  40. fly: fly – flew – flown (Türkçe: uçmak)
  41. forbid: forbid – forbade – forbidden (Türkçe: yasaklamak)
  42. forget: forget – forgot – forgotten (Türkçe: unutmak)
  43. forgive: forgive – forgave – forgiven (Türkçe: affetmek)
  44. freeze: freeze – froze – frozen (Türkçe: donmak)
  45. get: get – got – got/gotten (Türkçe: almak, elde etmek)
  46. give: give – gave – given (Türkçe: vermek)
  47. go: go – went – gone (Türkçe: gitmek)
  48. grow: grow – grew – grown (Türkçe: büyümek)
  49. hang: hang – hung – hung (Türkçe: asmak)
  50. have: have – had – had (Türkçe: sahip olmak, var olmak)
  51. hear: hear – heard – heard (Türkçe: duymak)
  52. hide: hide – hid – hidden (Türkçe: saklamak, gizlemek)
  53. hit: hit – hit – hit (Türkçe: vurmak)
  54. hold: hold – held – held (Türkçe: tutmak)
  55. hurt: hurt – hurt – hurt (Türkçe: acımak, incitmek)
  56. keep: keep – kept – kept (Türkçe: tutmak, korumak)
  57. kneel: kneel – knelt/kneeled – knelt/kneeled (Türkçe: diz çökmek)
  58. know: know – knew – known (Türkçe: bilmek)
  59. lay: lay – laid – laid (Türkçe: koymak)
  60. lead: lead – led – led (Türkçe: önderlik etmek)
  61. lean: lean – leant/leaned – leant/leaned (Türkçe: yaslanmak)
  62. leap: leap – leapt/leaped – leapt/leaped (Türkçe: sıçramak)
  63. learn: learn – learnt/learned – learnt/learned (Türkçe: öğrenmek)
  64. leave: leave – left – left (Türkçe: ayrılmak)
  65. lend: lend – lent – lent (Türkçe: ödünç vermek)
  66. let: let – let – let (Türkçe: izin vermek)
  67. lie: lie – lay – lain (Türkçe: uzanmak, yalan söylemek)
  68. light: light – lit/lighted – lit/lighted (Türkçe: yakmak, ışık tutmak)
  69. lose: lose – lost – lost (Türkçe: kaybetmek)
  70. make: make – made – made (Türkçe: yapmak)
  71. mean: mean – meant – meant (Türkçe: anlamına gelmek)
  72. meet: meet – met – met (Türkçe: buluşmak)
  73. pay: pay – paid – paid (Türkçe: ödemek)
  74. put: put – put – put (Türkçe: koymak)
  75. read: read – read – read (Türkçe: okumak)
  76. ride: ride – rode – ridden (Türkçe: binmek)
  77. ring: ring – rang – rung (Türkçe: çalmak, zil çalmak)
  78. rise: rise – rose – risen (Türkçe: yükselmek)
  79. run: run – ran – run (Türkçe: koşmak)
  80. say: say – said – said (Türkçe: söylemek)
  81. see: see – saw – seen (Türkçe: görmek)
  82. seek: seek – sought – sought (Türkçe: aramak)
  83. sell: sell – sold – sold (Türkçe: satmak)
  84. send: send – sent – sent (Türkçe: göndermek)
  85. set: set – set – set (Türkçe: kurmak, ayarlamak)
  86. shake: shake – shook – shaken (Türkçe: sallamak)
  87. shine: shine – shone – shone (Türkçe: parlamak)
  88. shoot: shoot – shot – shot (Türkçe: vurmak)
  89. show: show – showed – shown/showed (Türkçe: göstermek)
  90. shrink: shrink – shrank – shrunk (Türkçe: çekmek, küçülmek)
  91. shut: shut – shut – shut (Türkçe: kapatmak)
  92. sing: sing – sang – sung (Türkçe: şarkı söylemek)
  93. sink: sink – sank – sunk (Türkçe: batmak)
  94. sit: sit – sat – sat (Türkçe: oturmak)
  95. sleep: sleep – slept – slept (Türkçe: uyumak)
  96. slide: slide – slid – slid (Türkçe: kaymak)
  97. speak: speak – spoke – spoken (Türkçe: konuşmak)
  98. speed: speed – sped – sped (Türkçe: hız yapmak)
  99. spend: spend – spent – spent (Türkçe: harcamak)
  100. spill: spill – spilt/spilled – spilt/spilled (Türkçe: dökmek)

“Was” ve “were,” İngilizce’de geçmiş zamanın to be fiilinin farklı formlarıdır. “Was” genellikle tekil şahıslar (I, he, she, it) için kullanılırken, “were” ise çoğul şahıslar (you, we, they) için kullanılır. Ayrıca, “was” ve “were” aynı zamanda sayılamayan isimler ve belirli durumlar için de kullanılabilir.

İşte “was” ve “were” kullanımını ayrıntılı bir şekilde açıklayan örnekler:

“Was” Kullanımı:

  1. Tekil Şahıslar (I, he, she, it):
    • I was happy yesterday. (Dün mutluydum.)
    • He was at the office all day. (O gün boyunca ofisteydi.)
    • The weather was nice last week. (Geçen hafta hava güzeldi.)
    • The cat was sleeping on the couch. (Kedi koltukta uyuyordu.)
  2. Sayılamayan İsimler ve Durumlar:
    • The party was great. (Parti harikaydı.)
    • The situation was complicated. (Durum karmaşıktı.)
    • It was raining when I left. (Ayrıldığımda yağmur yağmaktaydı.)

“Were” Kullanımı:

  1. Çoğul Şahıslar (You, we, they):
    • You were late for the meeting. (Toplantıya geç kaldın.)
    • We were at the park yesterday. (Dün parktaydık.)
    • They were happy to see you. (Seni görmek onları mutlu etti.)
  2. Sayılamayan İsimler ve Durumlar:
    • The flowers were beautiful. (Çiçekler güzeldi.)
    • The conditions were favorable. (Koşullar elverişliydi.)
    • The children were playing in the garden. (Çocuklar bahçede oynuyorlardı.)

Özel Durumlar:

  • “I” için:
    • I was at the store. (Mağazadaydım.)
  • “He/She/It” için:
    • She was my best friend. (O benim en iyi arkadaşımdı.)
    • It was a lovely day. (Bu güzel bir gündü.)
  • “You” için:
    • You were amazing. (Harikaydın.)
  • “We/They” için:
    • We were on vacation. (Tatildeydik.)
    • They were happy with the results. (Sonuçlardan memnunlardı.)
  • ,

Olumlu Cümleler:

  1. They visited the museum last month.
  2. She played the piano at the concert.
  3. We had a great time at the party.
  4. He traveled to Japan in 2019.
  5. I finished reading the book yesterday.
  6. The students studied for the exam.
  7. He ate pizza for dinner.
  8. We watched a new movie last night.
  9. She visited her grandparents on Sunday.
  10. I met my old friend at the park.

Olumsuz Cümlelere Çevirme:

  1. They didn’t visit the museum last month.
  2. She didn’t play the piano at the concert.
  3. We didn’t have a great time at the party.
  4. He didn’t travel to Japan in 2019.
  5. I didn’t finish reading the book yesterday.
  6. The students didn’t study for the exam.
  7. He didn’t eat pizza for dinner.
  8. We didn’t watch a new movie last night.
  9. She didn’t visit her grandparents on Sunday.
  10. I didn’t meet my old friend at the park.

Bir yanıt yazın